UYGULANABİLİR ÖZEL DERS YÖNTEMLERİ


.ExternalClass .EC_hmmessage P {padding:0px;} .ExternalClass EC_body.hmmessage {font-size:10pt;font-family:Tahoma;}
UYGULANABİLİR ÖZEL DERS YÖNTEMLERİ
Öğrencileri Derse Katma Yöntemleri Özel ders sırasında öğrencinin derse katılması ve tüm dikkatini derse vermesi dersin etkili ve verimli olabilmesi için en gerekli unsurlardan biridir. Bu unsur malesef her ders sırasında gerçekleşemeyebilir. Burada kendi ders yöntemlerimle ilgili bazı bilgiler vermek istiyorum sanırım size yardımcı olacaktır.Ders sırasında hazırlıklı olduğum noktalar , muhtemel sorunlar Öğrencim kendine olan güveni tam ve yerinde olmasına rağmen dersin amacı ve katkısını anlamadığı veya bilemediği zaman derse katılmaya isteksiz olabilir. Öğrencim kendisini ders hakkında rahatsız eden şeyleri bana aktarmak istemeyebilir, benden çekiniyor olabilir veya derse katkıda bulunucak birşeyleri olmadığını düşünüyor olabilir. Eğer öğrencim dersle ilgili herhangi bir problemi bana anlatma veya aktarma güçlüğü çekiyorsa; neden, niçin tarzı öğrencimi daha da zor durumda bırakıp köşeye sıkıştıracak sorulardan kaçınmaya çalışırım. Öğrencim ders süresince kendini bana boyun eğmek zorundaymış gibi hissedebilir. Öğrencinin dersten veya benden gözü korkmuş da olabilir. Böyle durumlarda öğrencimi cesaretlendirerek fikirlerini destekleyip kendine olan güvenini arttırmaya çalışırım. Öğrencim beni öğretmenden öte yargılayıcı ve değerlendirici birisi olarak algılayabilir. Bu genelde küçük yaş gruplarında olabilen ve dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Öğrencim daha önce özel öğretmen ile birebir çalışma yapmamış olabilir. Dolayısıyla benden ve dersten ne bekleyeceğini bilemediği için kafası karışmış olabilir.Öğrencilerinizin derse katılmasını teşvik edici ana noktalarAşağıdaki şartlar sağlandığında öğrencilerin kendiliğinden derse katılmaları kolaylaşmaktadır: Benim yanınızda kendilerini rahat hissettiklerinde Kendilerine saygı duyduğumda ve destek verdiğimde Öğrenmeyi birlikte yapılan bir çalışma olarak gördüklerinde Açık ve net şekilde tam olarak neyin öğrenilmesi gerektiğini bildiklerinde Derse katılımcı olmanın önemini ve faydasını anladıklarında Gerçekçi ve başarılabilecek hedefler konulduğunda Öğrencinin katılımını sağlayacak ve arttıracak öğrenim metodları kullanıldıgındaDerse girişYeni bir derse başlarken veya öğrenciyi yeni bir konuya tanıştırırken planlamış olduğum aktivitelere kısaca giriş ve tanıtım yaparak veya açık uçlu sorular sorarım (... hakkında ne düşünüyorsun?) öğrenciyi konunun içine yavaşça çekip dersi başlatırım.Ders süresince  Destekleyici geri bildirim verilmeli Öğrencinin konuya olan ilgisi teşvik edilmeli Yanlış anlamalar düzeltilmelidir.  Ben de öğrencinin kabiliyet ve becerilerilerinin geliştirilmesi için: Öğrenci belli becerilerini kullandığında takdir ediyorum. Kullanmadığı becerilerini kullanması için cesaretlendiriyorum. Yapamadığı ve kavrayamadığı konularda ise, açık ve net şekilde neyin üzerinde durulması gerektiğini belirten geri bildirim veriyorum. Tüm iletişim ve etkileşim boyunca arkadaşça davranıyor ve destek oluyorum.Öğrenci ve öğretmenin derse katılımının dengelenmesi için: Öğrenciyi derse katılımında tenkit etmiyor ve katılım esnasında öğrencinin sözünü kesmiyorum. Öğrenciyi tetikleyecek ve derse katacak konu ve malzemeleri ders boyunca öne sürüyorum. Geri bildirimleri çok sık olmayıp, yeri geldikçe ve mutlaka aralarına zaman koyarak yapıyorum. Sessiz ve konuşkan olmayan öğrencileri soru sorarak veya davet ederek konuya çekmeye çalışıyorum.Dersi sonlandırmaEğer ders sonunda ödev veriyorsam, öğrencinin ödevi nasıl ele alıp çözebileceği konusunda bir miktar zaman harcayıp olası sorularını cevaplandırıyorum. Ayrıca derslerin öğrencinizeyardımcı olup olmadığını anlamak için ders bitiminde şu tarz sorular sorarak dersi sona erdiriyorum: Bu dersimizin sonunda konu ile ilgili kafanızda ne gibi sorular oluştu? Bugün öğrendiğiniz en önemli veya faydalı şey sizce nedir? Dersimizin sonunda anlaşılamayan noktalar var mı?Katılımcı olmayan öğrencilerin aktive edilmesi Derse pek katılım göstermeyen öğrenciler ile sorular çözerken soruların cevaplarını hemen vermemeye çalışırım. Sonuca varmadan, öğrenciye ufak ipuçları vermeye veya ana adımların üzerinden tekrar tekrar geçmeye çalışırım. Öğrenciyi cesaretlendirebiliyorum. Öğrenciler geri kaldıklarına inandıkları anda konuyla ilgilenmeyi, ödevlerini yapmayı ve çalışmalarını bırakabilirler. Kavranması gereken konuları organize edip başarılabilir bir program şekline getiriyorum. Öğrenciye açıklarını nasıl kapatabileceğine dair yapıcı tavsiyeler vererek yol gösteriyorum. Ders sonunda kendini değerlendirme ve geliştirmeHer ders sonu kendimi değerlendirip ders süresince hangi yöntemler çalıştı hangileri çalışmadı bunları hatırlayıp irdeliyorum. Her ders sonu kendinimi aşağıdaki soruları yönelterek değerlendiriyorum.Ne kadar iyi şekilde ... ? Derse hazırlandım Konuyu öğrencime aktarabildim Öğrencime sorular sorup derse teşvik ettim Öğrencimin soru ve yorumlarını cevaplayabildim Öğrencime öğrenciden öte bir birey ve arkadaş gibi yaklaşabildim Dersi ana konu üzerinde toplayıp odaklandırdım Öğrencimin derse ve konuya olan ilgisini arttırdım Öğrencim zorlandığında yardım edebildim Konunun ana ve temel noktalarını belirginleştirip öğrencime aktarabildim Dersi sonlandırıp öğrencime ödev verdim
Her öğrenci farklı düşünür, farklı öğrenir. Her öğrencinin algılama zaman aralığı farklıdır. Her öğrencinin öğretmeniyle uyum frekansı farklıdır. Her öğrencinin kendine özgü soruları vardır.   Öğrenci dersane veya okulda  anlamadığı konuyu arkadaşlarının yanında sormak istemeyebilir. Öğrenci okulda veya dersanede öğretmenini değiştirme hakkına sahip değildir. Öğretmenin öğrenci ile birebir ilişki kurma süresi sınıf ortamında maksimum 2-3 dakika iken özel derste bu süre dersin tamamını kapsar. Özel dersler ev rahatlığında, belirli sıklıklarla molalar verilerek gerçekleştirilir. Okul veya dersanede ders süresi içinde maksimum 5-6 örnek çözülürken, özel derste konuya ait örnek sayısı istenildiği gibi arttırılabilir. Okulda öğretmen her öğrenciye uygun anlatım şekli seçemez ve her öğrencinin eksiklerine tek tek eğilemezken, özel ders eğitmeni sadece sizin çocuğunuza özgü bir ders biçimi belirleme ve eksiklerine göre onu yönlendirme şansına sahiptir. Okul veya dersanelerde öğretmen her öğrencinin tek tek ödev veya sorumluluklarını kontrol edemezken, özel derste bu kontrol daha mümkündür.
İŞTE TÜM BU SEBEPLERDEN DOLAYI GEREKTİĞİ TAKDİRDE ÇOCUĞUNUZA ÖZEL DERS ALDIRMAK BİR LÜKS DEĞİL BİR ZORUNLULUKTUR.
NASIL DERS ÇALIŞALIM? HANGİ DERSE NASIL ÇALIŞALIM?
Aslında hiçbir ders, nasıl çalışacağını bilen bir aday için anlaşılamayacak zorlukta değildir. Her derse önem veren, eksik ve yanlışlarının geri dönüşümünü sürekli alan aday, rotasını belirleyerek istediği üniversiteye yelken açar.   Çalışmak, belli bir konu ya da ders üzerinde oyalanmak değildir. Hangi derse nasıl çalışılacağını bilmeyen öğrenci, motivasyonunu çok çabuk kaybeder. İsterseniz bu durumda olan bir öğrenciyi gözlemleyelim.   Aday, nasıl çalışacağını bilmeden herhangi bir konuyu çalışmak için çalışma masasına oturur. Rotasız gemi okyanusa nasıl hâkim olamazsa, öğrenci de saatlerce uğraşır ve konuya hâkim olamaz. Bu çalışmanın daha doğrusu çalışamamanın sonucunda öğrencide, şöyle bir düşünce gelişir: Saatlerce uğraştım ve konuyu anlamadım.   Oysa bazı arkadaşlarım daha az çalışıyor ve konulara hâkim oluyor. Demek ki problem bende, benim kafam basmıyor. Bu dersin en kolay konusu buydu; ancak ben bunu anlamadım. Demek ki, diğer konuları hiç anlamayacağım.   Gerçekleşmesi istenilmeyen bir korku ütopyası gibi değil mi? Gelin bu ütopyayı gerçekleşmesi istenilen bir ütopya haline dönüştürelim: Aday, nasıl çalışacağını bilerek çalışma masasına oturur. Dersini çalışır, mola verdiğinde vicdanı rahattır. Daha sonraları, çalıştığı konuyla ilgili olarak karşısına çıkan soruları çözebildiğini gördükçe kendine olan güveni, dolayısıyla motivasyonu artar. VERİMLİ DERS ÇALIŞMA TEKNİKLERİ TÜRKÇETürkçe dersine çalışırken; bu dersin katsayısı nedeniyle her alandaki adaya, dolayısıyla kendisine de getireceği puanı düşünür. Bu alanda; anlama dayalı sorularda, kitap okuyarak ve soru çözerek istediği başarıya ulaşabilir. Türkçenin diğer konuları ve edebiyat dersi, konu çalışarak ve soru bankası bitirerek, halledilebilir. Her öğrenci Türkçe dersinde başarılı olduğunu söyler. Bu derste başarı, hiç yanlış yapmayacak seviyeye gelmektir. Birkaç yanlışı olan öğrenci, onların ilgili olduğu konuları çalışarak eritmektir. MATEMATİKAdayımız matematik dersine çalışırken, öncelikli olarak konuyu anlamaya önem vermelidir. Derste dikkatli bir şekilde not tutmalıdır. Konuları günü gününe çalışmalı ve yeterli sayıda soru çözmelidir. Matematik dersine dair eksik bir konu, sonraya bırakılmamalıdır. Çünkü bu derste konular birbiriyle bağlantılıdır. Her konuda, örnek soruların çözümleri dikkatle incelenmeli ve bol bol soru çözülmelidir. Konu iyice anlaşıldıktan sonra, geçmiş yıllarda çıkmış sorular incelenmelidir. FİZİKFizik dersinde not tutma ve hemen tekrar etme çok önemlidir. Öğrenmenin ardından tekrar edilen konularda hatırlama oranı, yüzde seksen artar. Ayrıca bu alandaki sorular, kolaydan zora doğru çözülmelidir. GEOMETRİGeometri dersi; yalnızca soru çözme yöntemlerini bilerek başarılı olunabilecek bir ders değildir. Soruda verilen bilgileri, şekle doğru aktarmalı ve neyin sorulduğunu iyi anlamalısınız. Konuyu iyi bilmek, aynı konuda farklı sorular çözmek, geometri dersinde başarılı olmanın yöntemleri. TARİHTarih dersinde konuları; tarihsel bağlamı içinde, temel kavram ve terimleriyle birlikte öğrenmek ve unutmamak için sık sık tekrar yapmak çok önemlidir. COĞRAFYACoğrafya dersinde bir soru, birden fazla konuyu içerebileceği için her konu yeterli düzeyde bilinmelidir. Sorularda verilen grafik, şekil ve haritalara dikkat edilmelidir. FELSEFEFelsefe grubu derslerinde bilgiye yönelik sorulara bir yöneliş olduğu dikkate alınarak, soru çözmenin yanı sıra konulara da gereken önem verilmelidir. KİMYAKimya dersi düzenli not tutmanın yanı sıra, çözümlü soruların tekrar çözümlenmesini gerektiren bir derstir. Konu anlatımlı kaynaklarla, kimya dersinde daha başarılı olabilirsiniz. BİYOLOJİBiyoloji dersi unutmamak için sürekli tekrara ihtiyaç duyulan bir derstir. Yorum yapma kabiliyeti gelişmiş adaylar, bu derste daha başarılı olacaktır. Bu kabiliyet ancak soru çözerek geliştirilebilir.
DENEME SINAVLARININ ÖNEMİ..
- Sürekli çalışmama rağmen, OKS ve ÖSS’ye hazır olmadığımı hissediyorum. — Öğrendiklerimi bir türlü hatırlamıyorum. — İnşallah üniversiteye giriş sınavında hatırlarım.Gibi iç konuşmalar üniversiteye hazırlanan tüm öğrencilerin zihnini meşgul eder. Bu soruların etkisiyle sınava gerektiği gibi hazırlanamayan birçok öğrenciye rastlamak mümkündür.Sevgili öğrenciler, üniversiteye adayları, şuan insanların kullandığı herhangi bir otomobilin üretim serüvenini hiç düşündünüz mü? Caddelerde dolaşan, bizi bir yerden diğer bir yere götürmeye yarayan otoları kastediyorum. Bir otomobil üreticisi önce araç üretiminde kullanacağı malzemeyi sağlar, daha sonra üretim yapabileceği uygun bir mekân hazırlar. Yani fabrikasını kuracağı yeri seçer. Peki, bunlar otomobil üretimi için yeterli mi? Üretim esnasında insan gücüne ihtiyaç yok mudur? İnsan gücü ihtiyacını karşılamak için tasarım mühendisinden temizlik görevlisine kadar gerekli personeli fabrikasında çalıştırmak için işe alır. Böylece otomobil fabrikası üretim yapmaya hazır hale gelir. Ancak hemen seri üretime geçilmez. Önce numune olabilecek birkaç otomobil üretir. Bu otomobilleri yüzlerce farklı testlere tabi tutar. Bunlar hava koşullarına dayanaklılık, motor gücü, kaportanın ömrü, yakıt tüketim sistemi vb. Üretilen numune otomobillerin işi bitmemiştir. Yine yüzlerce farklı kaza testlerine tabi tutulur. Yani otomobillere önceden tasarlanmış kazalar yaptırılır. Üreticinin bu esnada birçok otomobili hurdaya döner. Şimdi sorarım size hurda otomobiller üretici için bir kayıp mı? Yoksa bir kazanç mı? Üretici yüzlerce otomobilimi üretim esnasında kaybettim diyerek üzülür mü? Yoksa sevinir mi?— Elbette ki üzülmez. — İşte  “en kalıcı öğrenme tipi”, kayıpların kazanca dönüştüğü öğrenme tipidir. Şimdi hikâyemize devam edelim. Üniversite adayının üniversite öğrencisi olması için öncelikle yani öğrenme sürecinin gerçekleşmesi için bilgiyi üreteceği dokümanlara (testlere, soru bankalarına ve ÖSS’ye hazırlık kitaplarına) ihtiyacı vardır. Bununla birlikte bu dokümanlarda yer alan bilgileri zihnine aktarması için uygun bir ortam gerekir. Yeterli miktarda doküman ve uygun ortam tek başına yeterli midir? Elbette ki hayır! Zihne kaydedilen bilgilerin sağlam kaydedilip kaydedilmediğini ölçecek deneme sınavlarına yani otomobil üretiminde olduğu gibi çeşitli testlere tabi tutulması gerekir. Şimdi tekrar sorayım size deneme sınavlarındaki başarısızlık veya başarı bir kayıp mı? Yoksa kazanç mı?— Bu soruya verilecek yanıt tabi ki kayıpların kazanca dönüştüğü “kalıcı öğrenme” dir.  Öğrendiği bilgilerin sağlamlılığını deneme sınavlarıyla test etmeyen öğrenciler gerçek sınav için kendilerini hazır hissetmeyeceklerdir ya da hazır olmayacaklardır. Tıpkı çeşitli testlere tabi tutulmadan piyasa sürülen otomobil gibi.Şimdi kayıpları nasıl kazanca dönüştürebiliriz biraz da ondan bahsedelim: Denme Sınavları boy aynasıdır: Deneme sınavlarının boy aynasından farkı yoktur. Boy aynası kişinin bütün bedenini göstererek bireyin kendine çeki-düzen vermesini sağlar. Aynaya bakarak kıyafetimizi düzeltir, saçımızı tararız. Deneme sınavları da öğrencinin bilgi düzeyini ölçer. Alınan puanların kendisine yakışıp yakışmadığını yani bu puanla hedefine ulaşıp ulaşamayacağını görür. Sonraki çalışmalarını bu sonuçlara göre düzenler. Öğrenmenin bir yolu da deneme sınavlarıdır: Denene-yanılma yoluyla öğrenme tecrübeye dayalı olduğu için diğer öğrenme yöntemlerine göre daha kalıcıdır. Birçok öğrenci öğrenmeyi bilgiyi hafızaya alma olarak algılar. Oysa önemli olan bilgilerin depolanması (hafızaya alınması) değil kullanılabilmesidir. Kullanılmayan bilgiler otomobil üreticisinin satış yapmadan sürekli üretim yapmasından farkı yoktur. Satış yapamayan bir fabrika ne kadar daha üretim yapabilir? Kullanmadığınız bilgileri bozulmadan deponuzda ne kadar süre saklayabilirsiniz? Bunu hiç düşündünüz mü? Deneme Sınavlarıyla strateji belirlenir: Otomobil üreticisi yaptığı testler sonucunda elde ettiği sonuçları kullanarak nasıl bir otomobil üreteceğine karar verir. Öğrenciler de OKS ve ÖSS öncesi deneme sınavları sayesinde gerçek sınavda nasıl bir strateji uygulayacaklarını öğrenir. Örneğin önce sayısal bölümden mi, sözel bölümden mi başlamalıyım? Bu bölümlere ne kadar zaman ayırmalıyım? vb. Öğrenmede sürecinde devamlılığı sağlar: Bir sınıftaki öğrenciler öğrenme düzeyi, zekâ seviyesi vb. özellikleri eşit iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruba sınavlardan sonra aldıkları notlar söylenmiş ve sınavla ilgi uyarılar yapılmıştır. Diğer gruba ise yıl boyunca uygulanan sınavların sonuçları söylenmediği gibi herhangi bir uyarı da yapılmamıştır. Bu iki grup yıl sonunda karşılaştırıldığında birinci grup yani sınav sonuçları söylenen ve çeşitli uyarılar yapılan grup diğer gruba göre daha başarılı olmuştur.Şimdi otomobil üreticisini düşünelim. Fabrikasında sürekli otomobil üretiyor ama kaç otomobil sattığı, müşterilerinin öneri ve şikâyetleri konusunda herhangi bir bilgisi yok. Acaba bu konular hakkında bilgi sahibi olmazsa ne kadar süre daha üretim yapabilir. Ürettiği otomobillerini satacak müşteri bulabilir mi?Deneme sınavları öğrencinin motivasyon düzeyini yüksek tutarak ona bilgi düzeyini kontrol etme fırsatı sağlar. Aldığı puanlarla tercih etmeyi düşündüğü bölümün puanını karşılaştırarak ne kadar daha çalışması gerektiğini, kaç puana ihtiyacının olduğunu bilir. Tıpkı piyasa koşullarını öğrenerek ona göre üretime davam eden otomobil üreticisi gibi. Değerlendirilme yapılmalı: Hikâyemizin sonuna geldik. Otomobil üretmeyi önce tasarladık, fabrikayı kurduk, çalışacak personeli işe aldık, otomobili çeşitli testlere tabi tuttuk ve bütün bunlardan sonra otomobili piyasaya yani kullanıcıların hizmetine sunduk. Sizce bütün bunlar yeterli mi? Üretici başka neler yapmalı? Bu üretici ürettiği otomobilin müşteriler tarafından beğenilip beğenilmediğini, diğer üretici firmaların yaptıkları satışları, otomobilin fiyatının alıcıları etkileyip etkilemediğini veya bu otomobili en çok hangi ülkelerde veya bölgelerde satabileceğini araştırmazsa ne olur? Fabrikası ne kadar süre daha çalışır ve üretim yapar. Bir üreticinin otomobili üretmekle üretim süreci son bulmadığı gibi bir öğrencinin de deneme sınavı yaparak öğrenme süreci sona ermez. Üniversite adayı her deneme sınavından sonra sınavda yaptığı yanlışları, yapamadığı soruları düşünerek hatalarını ve eksiklerini giderme sürecine girmelidir. Bu soruların ilgili olduğu konuları tespit ederek tekrar o konulara çalışmalı yoksa sadece deneme sınavı yapmak öğrenmeyi ne kadar kalıcı hale getirir?
DERS ÇALIŞMAMAK İÇİN İZİN İSTEYEN ÖĞRENCİLER OKUYUNUZ...
Sınavlara 180 günün kaldığı bir dönemde bir öğrenci öğretmenin yanına gelerek 1 gün soru çözmemek için izin ister. Öğretmenimiz ona bir hesap çıkarır. Demek bu gün izin istiyorsun. Gel ne istediğine beraberce bir göz atalım: Sınava 180 gün var. Hafta içi her gün 8 saat okulun var bu 60 gün ediyor, geriye 120 gün kaldı. Her gün 1 saat yemek molası ile geçiyor. Buda 180 gün içinde 8 gün ediyor, geriye kaldı 112 gün. Hafta sonları dershaneye geliyor ve 5 saat orada bulunuyorsun bu da eder 11 gün, geriye kaldı 101 gün. Günde ortalama 8 saat uyuyorsun bu da eder 60 gün, geriye kaldı 41 gün. Hafta içi etütlere 3 saat katılıyorsun bu da eder 3 gün, geriye kaldı 38 gün. Her gün yollarda eve gidiş geliş için 2 saatin gidiyor bu da eder 15 gün geriye kaldı 23 gün. Zaten bu süre içinde en az 3 gün hastalık iznin olacak. Kaldı 20 gün. Bu süre içinde 7 gün bayram izni kullanacaksın, kaldı 13 gün. Şubat tatilinin bir haftasını dershaneye gelerek geçirecek geriye kalan 7 günü izin olarak kullanacaksın, geriye kaldı 6 gün. Her gün yarım saat çay ve sohbet molası veriyorsun bu da eder 4 gün geriye kaldı 2 gün. Günde 8 dakika aynanın karşısında kendini izliyorsun bu da eder 1 gün. Geriye kalıyor sadece 1 gün ve eğer ben sana bu 1 günü izin olarak verirsem sen sınavları nasıl kazanacaksın.Şimdi hepinize soralım: Kişi en güzel kimi kandırır? Çoğunuzun vereceği cevap kendimizi kandırırız olacaktır. Aynen bu öyküde olduğu gibi bazılarımız o kadar çok bahaneler üretiriz ki elimizde olan 180 günü bile bir çırpıda bitiririz. Bunun temel sebebi yapacağımız işten korkmamızdır. Bir kısım öğrencilerde matematikle veya matematikteki bazı konularla ilgili olarak bir ön yargı oluşmuş olabilir. Bu yargılardan kurtulursak ve kendi kendimize bahaneler uydurmazsak asıl doğruya ulaşmış oluruz. Her şeyden önce şunu unutmayalım ki matematik, sanıldığı gibi zor bir ders değildir. Çeşitli nedenlerle bu derse karşı soğuyan öğrencilerimiz, peşin bir hükümle kendi kendilerine engel olmaktadırlar. Öğrenmenin ilk aşaması olarak ön yargılardan kurtulmak gerekir. Başaracağınıza inanmadığınız bir şeyi başaramazsınız. Bunun tersi olarak da başaracağınıza inandığınız bir şeyi de mutlaka başarırsınız. Yani olumlu düşünün. Matematik gerçekten zor bir ders olsa bile – ki gerçekte kolay bir derstir - başarabileceğinize kendinizi inandırırsanız bu işi halledersiniz. Öğrenmenin ikinci aşaması kişinin bilmediğini fark etmesidir. Bunun için de öncelikle matematikte durumunuzun ne olduğunu belirlemelisiniz. Şimdi bazı ölçüler verebiliriz: “Okulda matematikte çok başarılıyım, fakat testlerde başarısız oluyorum.” diyorsanız öncelikle sınav sisteminin okuldan çok farklı olduğunu bilmelisiniz. Okulda işlenen konular sınavlardaki soruların temelini oluşturmaktadır. Şayet sizler sadece okul dersleriyle yetinir başka bir çalışma yapmazsanız sınavlarda başarılı olma ihtimaliniz çok düşüktür. Çünkü, okulda öğrenilen konularla test sorularını kısa bir sürede çözmek çok zordur. Peki ne yapılabilir? Okulda konular çok iyi öğrenilmeli, Dershaneye gidiyorsanız konuları çok iyi takip etmeli, gitmiyorsanız evde ilköğretim 6. sınıftan itibaren olan bütün konuları sırayla çalışılmalısınız. Çünkü sınavlarda ilköğretim 6., 7. ve 8. sınıfın konularından soru gelmektedir. Test tekniğini öğrenmek için bol bol test sorusu çözün. Belli aralıklarla deneme sınavı çözün ve başka öğrencilerin de girdiği deneme sınavlarına girin ve durumunuzu değerlendirin. “İşlem kabiliyetim az ve konuları anlayamıyorum.” diyenlere ilk tavsiyemiz, ilk konudan itibaren kolay, zor demeden bütün konuları sırasıyla çalışmalarıdır. Nasıl ki alfabenin harflerini bilmeyen kişi okuyamaz, yazamaz; matematiğin temel kurallarını bilmeyen öğrenci de matematik konularını anlayamaz, anlayamadığı için de soruları çözemez. Öyleyse anlamadığınız bir kareköklü sayılar konusunun problemi o konudan kaynaklanmayabilir. Belki de daha önce öğrenmeniz gereken, fakat tam anlamıyla öğrenemediğiniz bir konudan (üslü sayılar gibi) kaynaklanabilir. Bu durumda konular birbirinin devamı olduğundan ve birbirini tamamladığından mutlaka her konu iyice anlaşıldıktan sonra bir diğer konuya geçilmelidir. Şu unutulmamalıdır ki temeli sağlam olmayan bina en küçük etkilerde bile yıkılabilir. “İşlem kabiliyetim iyi; fakat konulara yabancıyım.” diyen öğrencilerimize ilk tavsiyemiz bilgi eksiği olan konuları tam olarak öğrenmeleridir. İşlem kabiliyetinizin iyi olması, matematik konularını öğrenebileceğinizi gösterir. Vakit geçirmeden yapacağınız çalışma, hiç bilmediğiniz konuları çalışmak yerine, bilgi eksikliğiniz olan konuları tam anlamıyla çalışıp öğrenmenizdir. “Konuları anlıyorum; fakat işlem kabiliyetim az .” şeklinde durumunu tarif eden öğrencilerimize ilk tavsiyemiz bol bol soru çözmeleridir. Konuları anlayabilmeniz, alt yapınızın o konuyu öğrenmeye yeterli olduğunu gösterir. İşlem kabiliyetinin az oluşu yeterli düzeyde soru çözmemenizden kaynaklanmaktadır. İşlem kabiliyetinizi geliştirmenizin en güzel yolu da bol bol soru çözmektir. Bu sayede hem konuları pekiştirmiş hem de işlem hızı kazanmış olursunuz. Burada dikkat edilecek husus, yapılamayan sorular karşısında karamsarlığa düşüp de soru çözmeyi bırakmamaktır. Yapılacak iş, takıldığınız yerde bir bilene sormak olmalıdır
ÖĞRENCİLERİN EN ÇOK YAPTIĞI HATAYA İKİ ÖRNEK:
  BÜTÜN SAYILAR EŞİT OLABİLİR Mİ??   a ve b birbirinden farklı herhangi iki tamsayı ve c de bunların farkı olsun:             a-b=c(a-b)(a-b)=c.(a-b)…………………………her iki tarafı (a-b) ile çarptık. a²-2ab+b²=ac-bc………………………….parantezleri açtık.a²-2ab+b²-ac=-bc………………………..ac yi sol tarafa attık.a²-2ab-ac=-bc-b²………………………….b² yi sağ tarafa attık.a²-ab-ac=ab-bc-b²………………………..2ab nin birini sağ tarafa geçirdik.a(a-b-c)=b(a-b-c)…………………………a ve b parantezine aldık.a=b…………………………………………….(a-b-c) ler sadeleşti.    BURADAKİ HATA: SORUNUN BAŞINA DÖNERSEK a-b=c    her iki tarafından da c yi çıkartırsak  a-b-c=c-c=0 olur. a-b-c ile sadeleştirme yapılamaz çünkü 0 a bölme yapılamaz.!!!!!     2+2=5  EDER Mİ??            X = Y …………………………………………olsun X² = X.Y……………………………………..eşitliğin her iki tarafını ‘X‘ ile çarptık. X² - Y² = XY - Y²…………………………her iki taraftan ‘Y²‘ çıkardık. (X + Y).(X - Y) = Y.( X-Y )……………sol tarafı çarpanlara ayırdık, sağ tarafı ‘Y‘ parantezine aldık. ( X + Y ) = Y……………………………….( X - Y )‘ler sadeleşti. X + X = X…………………………………...X = Y olduğundan, 2.X = X……………………………………….’X‘ leri topladık. 2 = 1 …………………………………………’X‘ ler sadeleşti. 3 + 2 = 1 + 3………………………………her iki tarafa ‘3‘ ilâve ettik. 5 = 4…………………………………………..buradan, 5 = 2 + 2…………………………………’4‘ü, ‘2+2‘  şeklinde yazdık.  HATA NEREDE?   BURADAKİ HATA: SORUNUN BAŞINA DÖNERSEK X=Y kabulü yapılmıştır. Bu durumda X-Y=0 olur 5. satırdaki (X-Y) ile sadeleştirme yapılamaz. ÇÜNKÜ 0 ile bölme yapılamaz.!!!!!!      

Matematik uygarlığın aracıdır. Matematik çok yönlü bir bilimdir. Yayılma alanının ve derinliğinin sınırı yoktur. Bilim ve teknolojide olduğu kadar günlük yaşamda da vazgeçilmezdir. Çağlardan çağlara taşınan, ulusal sınır tanımayan, etkili, sağlam ve evrensel bir kültürdür.

İnsanoğlu varoluşundan beri korkuyla, şüpheyle ve merakla içinde yaşadığı evreni tanımaya, doğa olaylarını açıklamaya ve doğaya egemen olmaya uğraşmaktadır. Gizlerini bilmediği için doğa olaylarını, yüzbinlerce yıl boyunca, korkuyla gözleyen insanoğlu, doğaya egemen olmak zorunda olduğunu kavradıktan sonra onunla amansız bir mücadeleye girmiştir. Bu mücadelede onun en hünerli aracı matematiktir. Tarih öncesi zamanlardan beri insanoğluna doğa üstü görünen pek çok olayın bilimsel açıklaması matematik ile yapılabilmiştir, evrenin mükemmel düzeni matematik ile ortaya konulmuştur. Örneğin, gök cisimlerinin hareketi, insanoğlunun daima merak ettiği hatta korktuğu olgulardandı. Şimdi Ay'ın ve Güneş'in tutulmasından korkmuyoruz; hatta tutulmaların ne zaman ve nerede olacağını çok önceden hesaplayabiliyoruz. Gök gürlemesinden, yağmurdan, selden korkmuyor; barajlar kuruyor, evlere, fabrikalara enerji akıtıyoruz. Dünyada ve hatta gezegenler arasında etkin bir haberleşme ağı yaratıyor, üstün bir iletişim ortamı kuruyoruz. Temeli matematiğe dayanan Elektrik ve Magnetizma Kuramı olmasa günümüzün enerji ve iletişim sistemleri çalışmazdı; yani radyolarımız çalışmaz, televizyonlarımız göstermez; barajlarımız elektrik üretmezdi. Işığın nasıl yayıldığını kolayca açıklıyoruz. Işığı yalnız aydınlatmada kullanmıyoruz; örneğin, x ışınlarını, lazer ışınlarını insanlığın sağlığı, refahı ve mutluluğu için kullanabiliyoruz. Süper bilgisayarlar üretiyor ve binlerce kişinin binlerce yılda bitiremiyeceği işlemleri saniyelerde yapıyoruz. Romantizmin başlıca kaynağı olan Ay'a ayak basıyoruz...

Bütün bunları matematikle yapıyoruz.

Matematiğin uygulanmadığı hiçbir teknik alan yoktur... Matematik yalnızca çağdaş bilim ve tekniğin temel aracı değildir... Tıp, sosyal, siyasal, ekonomi, işletme, yönetim v.b. bilimler de matematiksel yöntemlere dayanmak zorundadır. Kısaca matematik, insan aklının yarattığı en büyük ortak değerdir. Evrenselliği onun gücüdür. Çağları aşarak bize ulaşmıştır, çağları aşarak yeni kuşaklara ulaşacaktır. Büyüyerek, gelişerek, insanlığa hizmet edecek; her zaman taze ve doğru kalacaktır.

Bu nedenle, matematik öğretimi bütün dünya ülkelerinde özel bir önem ve önceliğe sahiptir.


MATEMATİK NEDEN ZOR?

Çocuk utangaç bir duruşla ayağa kalkar. Heyecanlıdır. Düşündüğü şeyden emindir ama sormaya sıkılmaktadır. Çünkü, soracağı sorudan dolayı ayıplanabilir. Soru, matematikle ilgilidir. Matematiğin zor olduğu kanısındadır. En azından kişisel deneyiminden çıkardığı doğal sonuç budur. Karar verir ve sorar: "Öğretmenim, matematik neden zor?"

Büyüklerinden bu soruya alacağı yanıt aşağı yukarı bellidir. Büyüklerine göre, çocuk bir önyargı içindedir. Aslında matematik zor değildir. Çocuğun kafasında büyütülmüş bir düşüncedir bu. Genellikle kullanılan bir yönteme başvurulur hemen. Çocuk, anında teselli edilmeye çalışılır. Teselli etme, çocuğun matematikle ilgili "zorluk" düşüncesinin bir eksiklik olduğu kabulünü gerektirir. İşte o anda çocuk, kendisine ve dolayısıyla matematiğe yabancılaşmanın ilk adımını atar. Büyüklerin daha başta önyargı kabul ettikleri zorluk düşüncesi doğallığını kaybeder. Bir insana birşeyin zor gelmesi ne kadar doğaldır aslında. Fakat, içinde yaşadığımız kültürün matematik bileşeninde buna izin yoktur. Böylece, önyargı gerçekten bu durumda "yeşermeye" başlar. Teselli girişiminin yanında ikinci yabancılaşma, ikna etme sürecidir. Çocuk, matematiğin zor olmadığına ikna edilecektir. Bu adımda çocuk yanıldığını hissedecek, "aslında zor olmayan" bir olgunun kendisine zor geldiğini duyumsayacak ve eksiklenmeye devam edecektir. Böylece kendisine yabancılaşma sürüp gidecektir.

Bu iletişim böyle devam ederken, çocuğa sorulan bir de matematik sorusu gelir arkasından. Sorulan soruyla, güya çocuğa matematiğin ne kadar kolay olduğu kanıtlanacaktır. Zaten matematikle ilgili sorunlu bir durum yaşayan çocuğun bu kez iki ayağı bir pabuca girecektir. "Bir bilen" tarafından sınanma konumunda kalacaktır. Dikkat edilirse, kimse çocuğu anlama çabasında değildir. Matematikle ilgili var olan düşünce biçimiyle ele alınan çocuk, sorduğu soruya neredeyse pişman olacak bir duyguya itilmektedir.

Çocuk neden anlaşılmak istenmiyor? Çünkü, bugün matematiğe egemen olan bakış açısı matematiğin kültürel ve ruhsal boyutları olduğunu es geçer. Bu görüşte, "matematik her yerdedir" önermesi yaygın bir "inanç"tır ve toplumda kabul gören ideolojik bir sonuçtur. Matematiğe öyle bir özellik verildiğinde ise, ona özel bir saygının ve kaçınılmaz olarak bir kaygının/korkunun açığa çıkacağı açıktır. Her yerde olan ve herşeye muktedir bir olgu karşısında bireyin kendisini "eksikli" hissetmesi anlaşılırdır. Ayrıca, "matematik en kolay öğrenilecek bir şeydir" önermesi birçok matematikçi tarafından dile getirilir. Bu durum, çocukları cesaretlendirme düşüncesini taşırken, matematikçinin kendini tatmin etmesinden öteye geçmez. Matematik karşısında zorluk çeken birey bu önermeyle "eksiklenmeye" devam eder.

Çocuklar, ilk adımlarını atarken "matematiksel anlamın" oluşma sürecini acaba yaşıyorlar mı? Bunun farkında olabiliyorlar mı? Matematiksel anlamın oluşum süreçlerine önem vermeden matematiği salt bir yöntemler yığını olarak gören yaşam tarzında, matematik birçok küçük arkadaşımız için neden zor olmasın? Zor olması, kalıcı bir özellik değildir. Bunun üstesinden gelmek olasıdır. Ancak, matematiği yücelten sloganlarla değil, küçük arkadaşlarımızı kendi özellerinde anlamaya çalışmakla olasıdır.

ÖĞRENCİLERİN MATEMATİK KABUSU...

Günümüzde Türk öğrencilerinin dert yandığı okul derslerinin başında matematik dersi gelmektedir.Acaba matematik dersi insanları neden bu kadar korkutuyor? Bu konu gerek üniversitelerde akademisyenlerimiz gerekse değerli öğretmen arkadaşlarımız için geniş çaplı araştırma ve çözüm gerektiren bir sorun haline gelmiştir.
Hepimizinde bildiği gibi insanlarda matematiksel gelişim bebeklikten itibaren başlayıp daha sonraki yıllarda bu gelişimin boyutu artmaktadır. Yapılan araştırmalar bebeklerin bile sayıları ayırt edebilecek zekaya sahip olduklarını göstermektedir. Peki bu zeka çocuk okula başlayınca geri adım mı atıyor? Tabi ki HAYIR! Geri adım atan zeka değil çocuğun ilgisidir. Matematik eğitimcilerinin yaptığı araştırmaların sonuçları başlangıçta çocuğun matematiğe olan ilgisinin iyi olduğu ama sonradan (yani okulda bir kaç sene geçtikten sonra, özellikle 4 veya 5. sınıftan sonra) bu ilginin ciddi derecede azaldığı fikri ile kesişmektedir (Bu fikrin her öğrenci için geçerli olmadığı unutulmamalıdır).
Başlangıçta yapılan matematik dersi yazılılarında yüksek not alan öğrenci ilerleyen yıllarda biraz daha soyut kavramlara bürünen matematik dersi karşısında bocalamaya başlayıp, aldığı notlarda artık eskisi kadar yüksek değerde olmayınca matematiğe karşı olan yakınlık derecesi gün geçtikçe değer kaybetmektedir. Eğer sonraki yazılılarında kendisini toparlayamazsa matematiğe olan ilgisinin yerini artık  tamamen nefret, korku almaktadır. Bu durum genellikle 4. veya 5. sınıftan itibaren görülmeye başlamaktadır. Ve ilerleyen yıllarda da bu durum öğrenciler için büyük bir sorun hali taşımaktadır.
Burada şu sorular geliyor aklıma;Öğrenci matematik dersinden neden düşük not alıyor? Acaba sınavlara çalışmadan mı giriyor, yoksa çalışıyor da öğretmenin zor soru sorması nedeniyle mi zayıf not alıyor? Acaba öğretmene olan yaklaşımını direkt o öğretmenin dersinede mi yansıtıyor?Matematik dersine giren öğretmeni sevmediği için mi matematiğe karşı soğuk bir tavır geliştiriyor? Bu sorularda yansıtılan durumların her biri matematiğe olan soğuk tavırların sebebidir. Ama şurasıda gerçek ki ideali olan her öğrenci bu sorunu minimum seviyeye indirgeme gücüne sahiptir. Öğrencinin bu sorunu minimum seviyeye indirgeyebilmesi içinde ona çevreden (ailesi, arkadaşları,diğer öğretmenleri vb. olabilir) destek gerekmektedir.
Eğer matematiğe olan soğukluğun nedeni öğretmenden kaynaklanıyosa öğretmeni değiştirilebilir (eğer okulda aynı sınıf seviyesinde farklı şubeler varsa ve o şubeye farklı matematik öğretmeni giriyosa okul idaresi velininde görüşünü alarak öğrenciyi diğer şubeye geçirebilir) 
Eğer matematiğe olan soğukluğun nedeni sınavlardan düşük alması ise (burada öğretmene karşı tavrı iyi yani öğretmenini seviyor ama sınavlardan düşük not alıyor) düşük not almasına neden olan etmen belirlenip ortadan kaldırılabilir. Bu etmen ders çalışmaması ise çocuğa etkili ve anlamlı ders çalışma yöntemlerinden bahsedilip rehberlik yapılıp bu ortamın oluşturulması için ona yardımcı olunabilir (burada en büyük görev aileye düşmektedir). Bu etmen çalıştığı halde sınavdan düşük not alması ise önce öğrencinin çalışma yöntemleri gözden geçirilmeli, takip ettiği yöntem yanlış ise düzeltmeye gidilmeli uygun yöntemleri takip etmesi sağlanmalıdır. Çalıştığı halde düşük not almasında öğrencinin ders çalışmaya karşı istek-isteksizlik tavırları da çok etkilidir. Bütün bu sorunlardan hiçbirine rastlanmadıysa öğretmenin sorduğu soruların seviyesi dikkate alınmalıdır. Acaba sorular öğrencilerin seviyelerine uygun mu? Bu da en iyi, sınıfın ortalamasına bakılarak anlaşılabilir. Sınıfın ortalaması normalin altında ise sorular seviyeye uygun değildir. Burada öğretmenle görüşülüp onun da bu konuda hassas davranması sağlanabilir.
Bütün bu saydıklarım basite alınmamalı, bu konu üzerinde öğrenciler, öğretmenler ,okul idareleri ve özellikle veliler düşünme zahmeti göstermelidirler. Çünkü matematik, günümüzde çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Yapılan her türlü sınavda matematik sorularına yer verilmektedir. Burada sadece işlemsel yeteneklerin değil mantıklı düşünme, akıl yürütme gerektiren sorularında matematik alanına girdiği unutulmamalıdır. Aynı zamanda matematik bizlere sadece bir iş sahibi olabilmek için girdiğimiz sınavlarda değil, günlük hayattaki problemlerimizin çözümünde de etkili, verimli ve basit yöntemlerle yardımcı olarak çeşitli fırsatlar sunmaktadır.
HEPİNİZDE MATEMATİK SEVGİSİ OLUŞMASI DİLEKLERİYLE...


"Tüm Sınavlara-ÖSS-OKS-SBS-DGS-ALES HAZIRLIK
Tüm Derslere-Tüm Yabancı Dillere Destek"
Assoc. Prof. Dr. Ekrem Çulfa
Akademisyen-Özel  Öğretmen
www.ders724.com
www.ekremculfa.com
www.ozeldersogretmeni.com
ekremculfa@gmail.com
0505 767 58 85
0533 373 81 23
0216 347 60 03

Adres: DERS 7-24 Eğitim Danışmanlık
Rıhtım cad. Tayyareci Sami sok. Çamkök İşhanı No:8 Daire:8
Sahilde Kızılay ve Saray Muhallebicisinin arkası  
KADIKÖY-İstanbul

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !